Yeni İş Fikirleri
:İş Kurmak
1.)
Öncelikli olarak, 1000 ytl ile 5000 ytl arasında, bir paranız var ise, Hızlı ve çabuk para kazanma konusunda www.sahibindenarsalar.com adresindeki projeyi okumanızı tavsiye ederim. ( 12 şubat 2007)
2.)
Size gelen reklam
maillerini hem okuyup, hem de para kazanmak istermisiniz?
Evet, Televizyonlarda yayınlanan reklamlar için, firmalar 100
binlerce dolar harcıyorlar, Bu 100 binlerce doları, sadece
reklamları biz seyircilerin görmesi için, televizyon kanallarına
veriyorlar.
Şimdi bu reklam parasının, televizyon kanallarına değilde,
reklamı izleyen biz seyircilere ödendiğini düşünün, böyle daha
iyi olurdu.
Evet, internet sayesinde firmalar size
gönderdikleri mail reklamlarını sadece okumanız karşılığında
size para ödüyorlar.
Bu linke tıklayarak,
aracı reklam sitesine üye olup, gelen reklamları okuyarak para
kazanabilirsiniz.!
3.).Bu fırsatlardan en kolay ve güzeli
kendi bilgilerinizi , kullanarak insanlara faydalı olacağını
düşündüğünüz bir konuda ,bir web sitesi hazırlayıp, Daha sonra
bu sitede GOOGLE REKLAMLARI YAYINLAMANIZDIR.
Sitenize, bol ziyaretci çekerek, Yayınlanan
GOOGLE REKLAMLARINDAN
OTURDUĞUNUZ YERDEN PARA KAZANABİLİRSİNİZ.
Yusuf ERTÜRK
Elektronik Müh.
Yada , iş
fikirleri konusunda Tınaz TİTİZ in yazmış olduğu
makaleyi okuyunuz, yardımcı olacaktır.
Değerli
okurlarım,
İş konusunda
çeşitli yerlerden ret cevabı alan ve tanıdıklarımın yardımı
olabileceği ümidiyle bana da yazan bir gencin mektubundan bazı
alıntıları ve kendisine yazdığım mektubu sizlerle paylaşmak
istiyorum. İnanıyorum ki, benzer durumda olan çok sayıda
gencimiz ve onların ailelerinin içine düştükleri ümitsizlik
sarmalının kırılmasına bir katkısı olabilir.
«.....Halen
......Üniversitesi iktisat bölümü son sınıf öğrencisiyim....
Özgeçmişim eklidir....Aylardır başvurmadığım yer kalmadı ama iş
bulamadım. Bankalara, marketlere, otobüs firmalarına vb.
yüzlerce kuruma başvurdum, ama olumlu bir yanıt alamadım. Tek
gelirimiz babamdan anneme kalan emekli maaşı. Okul harçlarımı
bile zor ödüyorum. Geçen hafta ablamın eşi tutuklandı. Geçirdiği
trafik kazası sonucu kamu davası açıldı, 14 ay hapse mahkûm
oldu. Ablam ve liseye giden iki yeğenim ortada kaldı. Çalışıp
para kazanmaya her zamankinden çok ihtiyacım var. ..........
Amacım
dilencilik ya da duygu sömürüsü yapmak değil, sadece iş
istiyorum. Lütfen yalvarıyorum, bana yardımcı olun......
Çalışmak
istediğim şehirler: İzmir, İstanbul, Çanakkale, Aydın»
Değerli
kardeşim,
Mektubuna ve bu
ümitsizlik içinde beni düşünmene teşekkür ederim. Ancak hemen
başlangıçta -uzun yazımla seni ümitlendirip sonra hayal
kırıklığına uğratmamak için-, durumuna senin düşündüğünü
sandığım şekilde yardımcı olmayacağımı belirtmek isterim. Ama
buna rağmen mektubumu okumayı sürdürürsen orta-uzun dönem için
olumlu katkılar sağlayabileceğini de düşünüyorum.
Düşüncelerimi
kısa başlıklar halinde yazacağım; bunların sırası ile senin için
göreceli önemlerinin sırası arasında farklar olabilir, bunun
üzerinde durma. Ama lütfen -sana ne kadar soyut görünürse
görünsün- her bir sözcüğü atlamadan oku; çünkü bunlar "kanonik"
ifadeyle yazılmıştır.
(http://www.tinaztitiz.com/yazi.php4?unqid=b8ecbe7e6a3875bfc4481645e504eedc)
-
Henüz
kısmen veya tamamen tatmin edilmemiş ve edilebilmesi mümkün
olan bir ihtiyaç,
-
Bu
ihtiyacın yerine getirilebilmesi için gereken beceriler
(kaynakları bulabilme becerileri de dahil),
-
İhtiyaçlar
ve becerileri, iş ortamının şartları içinde birleştirme
becerisi demek olan girişimcilik.
Bu üç
bileşen, iş ortamı denilen ve belli şartlara sahip bir ortam
içinde biraraya gelirse iş doğmuş (veya yaratılmış) olur.
İster
birisinin yanında ücretle çalışın ister kendi işinizin sahibi
olun, bu 3 koşul bir arada bulunmadıkça "iş" söz konusu
olamaz.
Bu şu
demektir: dün, bir kısım becerilere sahip olan insanlar bu
nedenle iyi birer gelir elde edebilirken, bugün aynı
becerilere sahip olanlar aç kalabilirler. İş yaşamının altın
kurallarından birisi budur.
-
Yaşadığımız
iletişim devrimi, fiziki olarak dünyayı küçültüp olup
bitenlerden -ve ihtiyaçlardan- herkesi haberdar etti. Düne
kadar "iş ortamı" dışında bulunan birçok toplum, iletişim
devriminin sağladığı kolay ve yaygın iletişimden yararlanarak,
başka toplumlara "iş" imkânları sağlayan "ihtiyaçlar"dan
haberdar olmaya ve bu ihtiyaçları gidermeye -hem de daha
ucuza- başladı.
-
Ellerinden
"ihtiyaçları giderme imkânları"nı kaçıran toplumların önünde
ise 2 yol kaldı: giderilmesi daha yüksek beceri ve kaynak
isteyen ihtiyaçlara yönelmek ya da gidermekte bulunduğu
ihtiyaçları daha ucuza gidermeye razı olmak. Bunlardan
ikincisi açık olarak, aynı gelirin daha çok insan tarafından
paylaşılması ya da bazıları gelirlerini koruyabiliyorlarsa bir
kısım insanın işini kaybetmesi demektir. İşte, Türkiye büyük
ölçüde bu ikinci yola girmiş ve bir kısım insan -daha-
işlerini kaybetmiştir.
-
Geride kalan
ve işlerini korumak isteyenler, gidermekte oldukları
ihtiyaçları daha ucuza giderebilmek için istihdam ettikleri
kişilerin bir bölümünü işten çıkararak geride kalanların daha
çok çalışmasını şart koşmaktadırlar.
-
Bu bir çeşit
doğal seçim sırasında işini kaybetmeyecek olanlar, daha sıkı
çalışabilen, daha az yorulan, daha az hastalanan, daha yüksek
beceri düzeyli, daha çabuk öğrenebilen, daha az koşul ileri
süren, bulunduğu ilin, ülkenin ve hattâ dünyanın herhangi bir
yerinde çalışmaya razı ve benzeri özelliklere sahip
olanlardır.
-
İşlerini
korumak için bu yolla eleman tasarrufunda bulunmak isteyenler
ise, bunun yanısıra -ve daha yoğunlukla- bir başka yolu
kullanıyorlar: eleman istihdamının amacı madem ki o elemanın
sunduğu hizmeti diğerlerinkiyle birleştirerek bir "ihtiyaç
tatmini"ne çevirmektir, o halde tam zamanlı eleman istihdamı
yerine "hizmet satın alma" yoluyla da aynı şey yapılabilir,
hem de eleman çalıştırmanın çeşitli risk ve verimsizliklerini
üstlenmeksizin.
-
Buraya
kadarki soyut görünümlü yaklaşımın, istihdam sıkıntısı çeken
gençler -ve diğerleri- açısından son derece somut anlamı
vardır ve de şunlardır:
-
İşlerin
nitelikleri değişmiştir, çünkü ihtiyaçlar değişmiştir. Dünkü
işler artık olmayabilir, bunu anlayınız ve beklentilerinizi
düne göre oluşturmayınız.
-
İşgücü
piyasası büyümüş, evvelce bu piyasada bulunmayan toplum
kesimleri ya da dünyanın başka yerindeki toplumlar bu
piyasaya girmiştir. İşlerimizin bir bölümünü onlara
kaptırmakla karşı karşıyayız.
-
Kurumlar
-özel ya da kamu- rekabet edebilirliklerini koruyabilmek
için eleman istihdam etmekten kaçınmaktadırlar. Bunun için
de, birleştirdikleri işleri daha çok çalışmaya razı
olabilecek elemanlara yaptırmakta ve/ya bu işleri hizmet
alımı şeklinde kurum dışından almayı yeğlemektedirler. Bu
olgudan çıkan ise yine 2 somut sonuç vardır:
a. Daha az
ücrete daha çok iş yapmaya "yeterli" ve "istekli" olanlar,
daha az yeterli veya daha az istekli olanların önünde yer
alacaktır. O halde becerilerinizi ve iş yapma
istekliliğinizi sorgulayınız ve geliştiriniz.
b. Kurumların ihtiyaçları olan mal veya hizmet ürünlerini
"kendi işi" olarak yapabilenler, bu üretimleri daimi eleman
olarak kurumların bünyesinde yapmak isteyenlerin önünde yer
alacaktır.
Görüldüğü
gibi, ortalama yeterlik ve ortalama istekliliğe sahip
kişilerin istihdam edilebilme imkânlarının önünde, onlardan
daha öncelikli iki grup eleman bulunmaktadır. İş bulmak ya da
kurmak isteyenler bu iki grubun da önüne geçmek zorundadırlar.
-
Eğitim
konusunda toplumumuzun çoğunluğuna egemen olan anlayışlar,
yaygın olan değer ölçüleri ve bu ikisinden etkilenerek oluşmuş
ilk, orta ve yüksek öğretim kurumlarımız, çocuk ve
gençlerimizin buraya kadar özetlenen "yeni istihdam iklimi"nin
gereklerine uygun yeterliklerle donanmasına uygun değildir.
-
Bu nedenle de
bu istihdam ikliminin gerektirdiği becerileri kazanmamış,
fakat -elindeki diploma nedeniyle- beklenti düzeyi yükselmiş,
daha da vahimi kendi durumunu değerlendirmekte nesnel olamayan
-ve bu nedenle de eksiklerini gidermede yeterli çaba
gösteremeyen- gençler yetişmektedir. İş başvuruları sırasında
özgeçmişler incelendiğinde sık sık görülen, örneğin yabancı
dil ya da bilgisayar bilgileri düzeyini belirten "iyi" veya
"orta" gibi tanımların gerçeklerden ne kadar uzak olduğu, iş
yaşamındakilerce bilinmektedir.
-
Çocuk ve
gençlerimizin değer ölçülerinin şekillenmesinde etkili olan
aktörlerin çoğunluğu, iş yaşamının temel doğruları denebilecek
"sıkı çalışma", "kendini yetiştirme", "olumsuzları değil
olumluları örnek alma", "emek sarfederek bir yerlere gelme"
gibi değerler yerine, "sürekli yerme ve yakınma" , "kısa
yoldan -gerekirse başkalarının omuzlarında- yükselme", "az
çalışıp çok kazanma", "bilmek yerine bilgiç görünme" gibi
değerleri sürekli -ve muhtemelen bilinçsiz- bir biçimde
aşılamaktadırlar.
-
İşlerin
kaynağı ihtiyaçlar olduğuna göre, ilk bakılması gereken yer
ihtiyaçların neler olduğudur. Bu ihtiyaçları kendi işi olarak
karşılamak yolunu seçebilecek atılganlığa sahip gençlerin ilk
ihtiyacı para değil, geçerli bir iş fikridir. İş fikirleri
için şu ilkeler yol gösterici olabilir:
İlke 1.
Çevrenizdeki sorunların herbiri aslında, para kazanılabilecek
imkânlardır. Bir zamanlar dünyanın ikinci büyük bilgisayar
firması sayılan CDC'nin iş hayatındaki sloganı şöyle idi:
"toplumun tatmin edilmemiş ihtiyaçları bizim için birer iş
fikridir".
İlke 2.
Her yeni kazandığınız beceri, sizin yeni sorunları, yani yeni iş
imkânlarını görmenizi sağlar. Sahip olmadığınız bir bilgi ya da
beceriyi gerektiren bir konu sizin için "yok"tur. Bunu aynen bir
camın arkasında durup, küçük bir delikten dışarıda olup biteni
anlamaya çalışan kişinin durumuna benzetebilirsiniz. Deliği
genişlettikçe görülebilen alan artacaktır. Siz de yeni bilgi ve
beceriler kazandıkça yepyeni imkânların etrafınızda eskiden beri
mevcut olduğunu göreceksiniz.
İlke 3.
Yerel potansiyeller, iş imkânları demektir. Bu ilke size iş
fikirleri sağlamanın yanısıra, Türkiye'mizin de kalkınma
reçetesini göstermektedir. Türkiye'de doğal ve kültürel çevrenin
karşılaştırılabilir ülkelere göre ne kadar zengin olduğu yeni
yeni anlaşılmaktadır. Bu zenginlik, onunla içiçe yaşayan
insanlar için iş imkânları demektir. Ancak bir şartla:
etrafındaki bu potansiyelleri görebilecek ve sonra da onları işe
çevirebilecek bilgi ve becerilerle donanmış olmak şartıyla.
İlke 4.
Yüksek tüketim gücü ihtiyaç, ihtiyaç ise iş demektir. iş
fikirlerini her yerde bulabilirsiniz. Ama tüketim gücü yüksek
olan çevrelerde daha kolay bulursunuz. Bunun için önce o
çevrelerin ihtiyaçlarına bakılmalıdır.
İlke 5.
Düşük tüketim gücü özlem, özlem ise iş fikridir. Düşük ve orta
gelirli kesimlerin bir iş fikrine dönüştürülebilecek iki çeşit
ihtiyaçları vardır: Gerçek ihtiyaçlarını yansıtsın ya da
yansıtmasın "özlem"leri ve gerçekte bulunmasına karşın bir
"özlem" haline dönüşmemiş yani açığa çıkmamış ihtiyaçları.
Tabii ki
bunlardan ilkine dayalı iş fikirleri üretmek daha kolaydır. Ama
hem onlara ve hem de topluma yararlı olanları -genellikle-
ikincilerdir.
İlke 6.
Patent arşivinde milyonlarca (evet yanlış okumadınız) iş fikri
vardır. TSE'nin Gebze'deki binalarında Dünyanın tüm
patentlerinin yer aldığı bir "Patent Arşivi" vardır. Burada yer
alan her patent sizde yeni iş fikirleri uyandırabilir. Aynı
arşive internet'ten de ulaşılabilir (http://www.uspto.gov/main/patents.htm).
İlke 7.
Ve kendi işinin sahibi olabilmek için sonuncu -ve en önemli-
ilke: tasarruflu yaşamak! Eğer giderleriniz kontrol altına
alamayacağınız kadar çok ve çeşitliyse ya da sabit bir geliri
sabit yerlere harcamaya alışmışsanız, kendi işinizi kurmak
konusunda yapabileceğiniz iki şey vardır: Gider
alışkanlıklarınızı
(http://www.tinaztitiz.com/yazi.php4?unqid=3c722b74d95c6abcfad1fa9ffc909c88)
değiştirmeye çalışmak ya da kendi işinizin sahibi olma
düşüncesinden vazgeçmek.
Değerli
kardeşim,
Sıkıntısını
çekmekte olduğunuz işsizlik sorununu aşabilmeniz için epey
meşakkatli bir yol önerdiğimin farkındayım. Tabii ki bu yolun
dışında yollar da vardır. İşgücü piyasasının kurallarını fazlaca
dikkate almadan sizi istihdam edebilecek bir kişi ya da bir
istisna olarak karşınıza çıkabilecek bir tanıdığınız ya da daha
açıkçası belirli bir "al gülüm-ver gülüm" hesabıyla sizi
çalıştırmayı kabul edebilecek bir kişi gibi. Bunlar için bir
diyeceğim olamaz. Ben size, bu sorunun yapısını ve o yapının
içinde sizin kullanabileceğiniz yöntemleri açıklamaya çalıştım.
Bu yöntemlerin,
sizin, alışkanlıklarınızı değiştirmenizi gerektireceğini, bunun
ise kolay olmadığını, bunun için de bu kadar çetrefil olmayan
basit -ve sizin değişmenizi istemeyecek- bir yol aradığınızı
tahmin edebiliyorum.
Ama ne ben ve
ne de bir başkası böyle bir yol söyleyemez; eğer söylerse ya
cehaletinden ya da melânetinden olduğundan emin olunuz.
Mektubumu, W.
Churchill'e ait olduğu söyllenen bir küçük fıkra ile bitirmek
istiyorum: Bir gün evinin bahçesindeki havuza yüzüğünü düşüren
Churchill, etrafındaki misafirlerinin şaşkın bakışları altında
paçalarını sıvayıp havuza girer ve elindeki piposunun deliğini
parmağıyla kapatarak piponun küçücük haznesi ile havuzun suyunu
dışarı atmaya başlar.
Bunu görenler
bir süre alaycı bakışlarla seyrettikten sonra içlerinden birisi
dayanamaz ve uyarır: bay Churchill bu şekilde havuzun suyunu
boşatmanız çok uzun süre alabilir; en iyisi elinizi daldırıp
öyle arayınız.
Churchill bir
an durup düşünür ve tekrar su boşatmaya devam ederken cevap
verir: evet öyle de olabilir, ama bu yol daha güvenli!
Değerli
kardeşim ve de değerli okurlarım,
İstihdam
konusundaki paradigmamızı değiştirmeyi öneren yaklaşımımın güç
adımlardan oluştuğunu, kendimizi -ve hattâ yakınlarımızı-
değiştirmemiz gerektiğinin farkındayım. Ama bu yol daha güvenli.
http://www.tinaztitiz.com :yeni iş fikirleri
hakkında.
Global İhracathizmetleri.com ,
İŞGED Üyesi ve
İŞGED İhracat danışmanıdır.
|